22 Ağustos 2011 Pazartesi

Büyük Düşler

Ne zamandır bu yazıyı yazmam gerekiyor, ne zamandır bu hissettiklerimi, düşündüklerimi bir şekilde anlatmam gerekiyor ama hep erteliyorum. Yaklaşık 2.5 senedir...

Birkaç ay önce Kutay Ersöz'ün blogunda yazdığı yazıdan sonra ben de yazmak istedim ama başaramadım. Evet, konu Hamburg maçı belki sonrası da olur bilemiyorum.

Yıl 2009, aylardan mart, 19.gün. Benim için başka yıllardaki özelliği doğum günüm olması. O yıl bir özelliği daha var: Galatasaray'ın UEFA Kupası'nda finale yani Kadıköy' gitmek için oynayacağı bir maç.  O zamanlar ergen ve ateşli bir fanatiğim; takımda olan bitenlere hiç dikkat etmiyorum, Skibbe gönderilince "oh iyi oldu defoldu gitti" falan diyorum, Bülent Korkmaz gelince "süper oldu bundan sonra sırtımız yere gelmez" diye düşünüyorum. Kafam takım içindeki "takım" olgusuna basmıyor. Sorun varsa teknik direktördedir sonuçta öyle değil mi? Rijkaard zamanı suratıma çarpacak acı gerçekleri fark etmekten acizim. Oyuncular formsuz mu? Olabilir canım sonuçta teknik direktörün görevi onları formda tutmak değil mi? Göz göre göre hatalar mı oluyor? Niye olmasın ki futbolcu bu yapabilir. Yönetim teknik direktörün yardımcılarını mı kovmuş? Adnan başkanımız en iyisini bilir.

4-3lük Bordeaux maçından sonra bir videoya denk gelmiş, bu yazının aynı başlığıyla onu paylaşıyor Atahan Altınordu. Mor ve Ötesi'nin Büyük Düşler şarkısıyla öyle tanışıyorum. O şarkı Hamburg maçlarına kadar marş oluyor resmen, serviste okula giderken en az bir kere dinliyorum. Şükrü Saraçoğlu'nda takımın sahaya çıkışını hayal ediyorum, Arda'nın pasında Baros'un atacağı golü tasarlıyorum kafamda, Kewell'ın Bordeaux'a attığı golden güzelini atacağını düşünüyorum, Mehmet Güven'in bile sonradan oyuna girip bir şeyler yapacağına inanıyorum yani tam anlamıyla şarkının hakkını vererek Büyük Düşler görüyorum.

Deplasmandaki maçtan 1-1 ile dönüyoruz. 10 kişi kalıyoruz, Kewell stoper oynuyor, Ayhan gol atıyor, Lincoln oyundan alınırken tavır yapıyor atarlanıyor. Bazı maçlar olur, buradan bu sonucu aldıysak sonuna kadar götürürüz dersiniz, bana göre öyle bir maçtı işte, değilmiş.
Maçtan birkaç gün önce de final biletim elime geçince tamam diyorum her şey kupanın geleceğinin işareti. Maç günü okula gidiyorum ama pek bir şey olmamış olacak ki sadece akşam yapılan ufak kutlamayı hatırlıyorum o güne dair maçtan başka. Galatasaraylı olmayan babam, ben bunun heyecanına dayanamam diyerek uyumaya gidiyor. O yaz sinirinden dolayı kalbinin tekleyip, ameliyat olduğunu düşününce bugün, maçı izlememekle çok doğru bir hareket yaptığını anlıyorum.

Maçı ZDF'den izliyorum. Kewell'ın attığı ilk gole kadar salonda volta atıp duruyorum, Bülent Korkmaz'ın nasıl öyle sakin kalabildiğine şaşırıyorum. Gol esnasında bağırıp babamı uyandırmamak için koltuğu yumruklayarak sevincimi dışa vuruyorum. 2-0 olunca da dayanamayıp gidip skoru söylüyorum, zaten ondan sonra skor söylemeye değecek maç olmuyor ama o günden sonra 3-0 olsa da uyandırmam artık. Ben koltuğa yayılıp yarı finalde oynayacağımız maçları düşünürken 2-1 oluyor skor, biraz geriliyorum ama diyorum ki "eşşek değillerdir Bordeaux maçından ders çık..." nerdeyse düşüncemi tamamlamadan 2-2ye geliyor. Sonra Hasan Şaş giriyor göbeğiyle, enteresan işler oluyor. 2-3'den sonrasını anımsamıyorum, sessiz sessiz küfür ettiğimi, doğum günümün zehir olduğunu, formamı atkımı sinirden çıkartıp attığımı, bileti yırtasım geldiğini hatırlıyorum. Yatarken babamın seslenip maç ne oldu sorusuna verdiğim skor cevabından sonra "yok anasının gözü(evet küfür değil)" diyerek gözlerinin açıldığını hatırlıyorum.


Sezonun kalanına dair inancım da gidiyor, takıma küsüyorum resmen. Maçları izlemeye  bloga yazmaya devam ediyorum ama aynı tadı vermiyor. Aslında bu yazıyı yazmamın bütün nedeni de bu: Galatasaray o günden beri aynı tadı vermiyor. Ligin geldiği halden sonra da artık istese de verebilecek gibi durmuyor.

O günün ve maçın bana tek bir faydası oluyor. Artık, Galatasaray'ı kendi önüme koymuyorum, hayatımın önemli bir yerini işgal etse de ilk önceliği yapmıyorum, kendimi o kadar da yıpratmaya değmediğini anlıyorum. O günden sonra yavaş yavaş her şeyin göründüğü gibi olmadığını öğreniyorum. Yani o gün gerçek anlamda büyüyorum.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

2014 Brezilya Dünya Kupası Eleme Grupları

Yaptığım tahminden sadece Estonya tuttu, eh hiç yoktan iyidir. Kısaca ilk değerlendirmem, grup çok güzel, Hollanda'nın peşinden 2. olma ihtimalimiz çok yüksek ama ben bu kadar güçsüz takım varken milli takımımıza güvenemiyorum. Geçmişte çok acısını çektik. Daha vakit var tabi detaylı konuşmak için çok erken.

2014 Brezilya Dünya Kupası Eleme Kuraları



2014 Brezilya Dünya Kupası eleme gruplarının kura çekimi bugün Türkiye saati ile 21.00'da gerçekleştirilecek. Kurayı TRT 3 Spor kanalından veya FIFA'nın resmi sitesinden (sağda Preliminary Draw) takip edebilirsiniz.

Avrupa elemeleri için takımlar torbalara şu şekilde ayrılıyor.

1.Torba:  İspanya-Hollanda-Almanya-İngiltere-Portekiz-İtalya-Yunanistan-Hırvatistan-Norveç
2.Torba: Fransa-Rusya-İsveç-Karadağ-Türkiye-Slovenya-Danimarka-Sırbistan-Slovakya
3.Torba: İsrail-İsviçre-İrlanda Cum.-Belçika-Çek Cum.-Bosna Hersek-Belarus-Ukrayna-Macaristan
4.Torba: Bulgaristan-İskoçya-Romanya-Gürcistan-Litvanya-Arnavutluk-Kuzey İrlanda-Avusturya-Polonya
5.Torba: Ermenistan-Finlandiya-Estonya-Kıbrıs-Letonya-Moldova-Makedonya-Azerbaycan-Faroe Adaları
6.Torba: Galler-Lichtenstein-San Marino-Malta-Andorra-Faroe Adaları-İzlanda-Kazakistan-Lüksemburg

Tabi ki tahmin yapmak adettendir:

İngiltere
Türkiye
Ukrayna
Arnavutluk
Estonya
Faroe Adaları

24 Temmuz 2011 Pazar

2008-2011 Arası Galatasaray Kadrom

football formations


Son şampiyonluktan bu sezon sonuna kadar olan futbolculardan as ve yedek olmak üzere iki kadro çıkardım.
-Şahsi olarak sevmediğim futbolcuları belki kadroda olanlardan daha yetenekli olsalar da kadrolarıma almadım.
-Oyuncuları yerleştirirken bu yedek oturur mu oturmaz mı diye düşünmeden yerleştirdim.
-Taktik tamamen kendi favorim olduğundan 4-4-2.
-Not düşmek istediğim futbolcular var

Arda Turan: 66 numarayken, takımın abisi rolüne soyunmadan önceki haliyle kabul ettim
Sabri Sarıoğlu: Rijkaard'ın olduğu dönem sinirini kontrol altına almıştı ve yükselen bir form grafiği vardı, o dönemki haliyle kabul ettim.
Lincoln: Tabii ki Skibbe dönemindeki hali.
Jo:  Nonda ve Jo arasında  kaldım, yaş itibariyle Jo'yu tercih ettim. Oraya Nonda'yı da koyabilirsiniz.
Ümit Karan:  Yabancı sınırının ekmeğini yedi. Kazım Kazım ile değişebilir ki Kazım da yabancı sınırından içerde biraz.

football formations

16 Haziran 2011 Perşembe

Transfer Dönemi


Finaller başladı, 3 sayısal 4 sözel dersin 3 sayısalından peşpeşe bütünlemeye kalınca moral motivasyon yerlerde sürünüyor haliyle. Diğerlerine çalışabilmem için biraz kafayı boşaltmam lazım, her neyse. (yazının yarısından sonra gelen ekleme: Yazı çok dağınık, konu bütünlüğü yok ona göre okuyun isterseniz)

Futbolu sevsem de ne yazık ki şahsi oyuncu veribankam çok kısıtlı durumda, böyle olunca transfer döneminde ''Napoli'nin sol bekinde oynayan Dossena'yı alsak çok harika olur'' gibi düşünceler içine giremiyorum. 2 sezondur da Elano, Misimovic, Keita gibi adamları alıp göndermek gibi bir tavrımız olduğu için gelene de sevinmeyi bıraktım pragmatist düşünüyorum artık. En son gelişine sevindiğim adam Milan Baros'tu.

Bu transfer döneminde bir tek Klose söylentisi çıktığında gelmeyeceğini bile bile ''bir ihtimal'' diyerek heyecan yaptım. Buradan Klose'yi gerçekten sevdiğim ve saygı duyduğumu anlayabilirsiniz. Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam transferlerini yaptığımız için mutlu oldum çünkü gereklilerdi.

Gidenler konusuna gelecek olursak bu sezonki Galatasaray'dan öyle bir soğudum ki tabiri caizse format atmak istiyorum takıma. Sezonun yarısında soracak olsanız ''Neill ile Kewell nasıl gider ulaaaan gönderemezsiniz!!1bir1!'' tepkisini verirdim, şimdi gittiler ve tüm samimiyetimle zerre üzülmüyorum. Zaten duygusal açıdan garip bir yapım var ki bu da başka blogun konusu. Bunun yanında bu dönemde tek bir adam, tek bir haber tek başıma gece yarısı yurtta halay çekmemi sağladı. Galatasaraylılar zaten tahmin etmiştir, tanıyanlar da biliyordur beni tanımayanlar için fotoğraf gelsin:



Darısı Ayhan Akman, Mustafa Sarp, Servet Çetin, Hakan Balta dörtlüsünün başına diyerek son noktayı koyuyorum.